yazarresmi
Kayahan Uygur

kayahan.uygur@turkmedya.com.tr

07 Ağustos 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

FETÖ’nün iki yeni taktiği 

15 Temmuz’da hiçbir şey değişmedi mi? 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin neredeyse üçte biri hâlâ FETÖ’cü ve NATO’cu mu?  Ortadoğu yangınına hâlâ Arap Baharı mı deniliyor? ABD’nin bölgeye demokrasi götürdüğü mü sanılıyor? Hâlâ dinler arası diyalog peşinde koşan devlet kurumları var mı? Hâlâ AB kapılarında sürünme sürecine yeni anlaşmalarla katkıda mı buluyoruz? Hâlâ FETÖ kumpasları karşısında sessiz mi kalıyoruz? Hayır, tabii ki öyle değil. Bir dönem sona erip, yenisi açılmıştır. 

15 Temmuz sonrasındayız 

Türkiye siyaset sınıfının tamamı halkın karşısına dikilse bile 2000’lerin ilk yıllarına dönmek mümkün değildir. Çünkü Türkiye halkı 15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğinde tarihin akışını değiştirmiş, devlet kendi temelleri üzerinde daha da sağlamlaşmıştır.   

16 Nisan’da hiçbir şey değişmedi mi? 

Parlamenter sistem sona erip cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmedi mi? Türkiye’deki bütün partilerden birileri, hem de başbakanlık yapmış olanların karşı çıkmasına rağmen yeni bir yönetim sistemi benimsenmedi mi?  16 Nisan referandumunda metal yorgunluğuna uğramış olanlar sırtüstü yatarken gerçek militanlar canlarını dişlerine takarak çalışmadılar mı?  

Militanlar ve köpekbalıkları 

Yorgunluk yaratan metallerin demir, çelik değil altın, gümüş olduğu ortaya çıkmadı mı? Kavurmacılar, baklavacılar ülke gündemini istila etmedi mi? Bütün bunlara rağmen her türlü eleştiriye göğüs gerenler referandumla yeni bir dönem açılması için çalışmadı mı? Tabii ki öyle! O insanlar fikirlerini ifade ederken 12’den vuramamış, kendilerini ifade edememiş olabilirler, onları pusuda bekleyen sırtlanlar ve köpek balıklarının derdi ise insan didiklemektir.  Konuya doğru bakış bence budur. 

FETÖ laikçi oldu 

Hâl böyleyken küresel güçlerin ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin yeni taktiklerini de anlamamız gerek. FETÖ terör örgütünün elebaşı Gülen son demecinde seccadeye ayakkabılarıyla basarken bir mesaj vermiştir. Artık bobin geriye sarılmış, 1990’lara dönülmüş ve hainler yeni saldırılarını yine laiklik üzerinden yapmaya karar vermişlerdir. Halkı, laik-dindar, Atatürkçü-Osmanlıcı, cumhuriyetçi-demokrat şeklinde bölmeye çalışacaklardır. İki taraf iyice kemikleştirildikten sonra da vatansever tarafı içinden böleceklerdir. 

Bu taktiğin bir nedeni uluslararası siyasetle ilgilidir. Artık Batılı emperyalistler dünya hegemonyası çabalarında kendi kafalarına göre “ılımlı İslam” ile “radikal İslam” tanımları yapıp bunları birbirine çatıştırmaya planından vazgeçmişlerdir. Bir bakıma daha dürüst ama saldırgan bir yol çizerek İslam’ın tüm renklerini karşılarına almış, dini adeta bir ideoloji, faşizm, komünizm gibi tanıtarak kendi kamuoylarını aldatmaya başlamışlardır. 

Dip dalgası var 

Yeni taktiğin ikinci nedeni 15 Temmuz’un etkilerinden kaynaklanmaktadır. Alçak darbe ve işgal girişiminin din istismarcıları tarafından yapıldığının ortaya çıkması Türkiye halkında bir dip dalgası yaratmıştır. Artık, İslam kılığına girerek vatan, millet, devlet düşmanlığı yapan liberal Batı ajanlarının dini konularda attıkları palavraları kimse dinlememektedir. CIA’nın sosyoloji uzmanlarıyla çalışan FETÖ bunu herkesten önce anlamış ve din istismarına dayanan yalan dolandan çok Atatürk ve laiklik masallarına dönmüştür. 

FETÖ elebaşı seccadeye basarken elemanlarına “artık propagandayı İslam maskesi altında yapmayın, Atatürkçü kisvesine bürünün” demiştir. FETÖ’nün Türkiye’deki etki ajanları, medyası ve sözcüleri hemen kılık değiştirmiş “laikliğin yılmaz savunucusu” rolünü oynamaya başlamışlardır. Şortlu kadın mizansenleri, Metroda çıkarılan kavgalar, Atatürk heykelinde saldırılar... Hepsi bir mizansenin parçalarıdır. 

Medyatik aydınlar, hocalar 

ABD’nin ülkemizde eskiden beri uyguladığı stratejiye uygun olarak bu tür provokasyonlar hiçbir zaman tek taraflı olmaz. Etki ajanları, kriptolar sağlı sollu çalışır. Bir taraf Sakarya marşı söylerken, diğer taraf “ver mehteri” der. Bu çapraz ateşe karşı herkesin uyanık olması gerekirken bazı koca koca adamlar, hocalar, aydınlar, siyasiler kendilerini belli ederler. Ortadaki yangını söndürmek gerekirken, medyatik olma, tanınma adına ateşe birkaç odun da kendileri atarlar. Onlara kesinlikle uymamak, özellikle kadın hakları, Atatürk’ün tarihi şahsiyeti, devletin kuruluşu, millet, bayrak gibi kavramlar üzerinden geliştirilen toplumu parçalayıcı söylemlere itibar etmemek gerekir. 

Milli ve yerli açıdan önemli olan insanların yaşam tarzı değildir. Ülkemizi yıkmaya çalışan dış güçlere karşı alınan tavır değerlidir. Devlet, millet, vatan ve bayrak dörtlemesine uymadıktan sonra görünüşte şu veya bu mahalleden olmanın da hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Eskiler “nice hacıların çıktı haçı koltuğundan” derlerdi, aynı sözü bugün o meşhur kataloglarla ilişkilendirerek de söyleyebiliriz. 

140 vuruşta ilahiyat 

FETÖ’nün yeni taktiğinin ikincisi vatansever cephede Bizans tartışmaları başlatmaktır. Yıllardan beri İslam dinini magazinleştirmekle uğraşan bir TV kanalının kendine vazife çıkardığı bu alan oldukça tehlikelidir. Özellikle, sosyal medyada örneğin mesajların 140 vuruşla sınırlı olduğu mecralarda din tartışması yapmak eğer resmen din karşıtlığı değilse, vahim bir akıl tutulmasıdır. 

FETÖ ve arkasındaki küresel güçler bizi laiklik kavgalarıyla, o da yetmedi ilahiyat sorunlarıyla meşgul ederken arka planda iş çevirmekte ve özellikle Güney’de bir terör devleti kurmak için tahkimat yapmaktadır. Ülkemiz sınırlarının, bağımsızlık ve toprak bütünlüğümüzün tehlikede olduğu bu dönemde en çok ihtiyacımız olan şey birliktir. 

Kayahan Uygur Diğer Yazıları